YAZ OKUMALARI:
Nihayet benim de yaz tatilim başladı.
Tatilleri herkes sever ama benim sevişim biraz farklıdır; ben
tembelliğimi, uyuşukluğumu, öğünlerde yemek yeme zorunluğundan
kurtuluşumu ve ertesi güm ayakta uyuma derdinden azade güneşin ne
doğuşunu ne de batışını takmayı severim. En çok da elime aldığım bir
kitabı günlerce açıp kapama, "nerede kalmıştım, buraya kadar ne
anlatılmıştı, " derdinden kurtuluşumu...
Tatil mevsiminde hiç bir babayiğit
kitap bana 2 günden fazla dayanamamıştır; yemek yerine onu yer, su
yerine onu içerim adeta. Ardından listeme aldığım bir ikincisine gelir
sıra.
Şu anki ikincim, Bogomil Goltz'un Buch
der Kindheit'ı. Ancak iki günde sadece 10 sayfa okuyabildim. Zira
"birincimin" elinden kendimi bir türlü kurtaramıyorum.
Birincim, Osman Çakır'ın
HATIRALAR yahut BİR VATAN KURTARMA HİKAYESİ idi..
Nevzat Kösoğlu ile gerçekleştirdiği, söyleşi türünün Türkçe'de en
güzellerinden biri, hatta birincisi olan bu kitabı bitirdiğim andan beri
beynimin arka bahçelerinde gezinip duruyorum.
Yıllardır aklıma bile gelmeyen olaylar,
isimler, simalar.. Balıkesir'in Zağnos Paşa Cami'sinin arka
sokağından Köroğlu Dağları'nın ışıksız, yolsuz bir nahiyesine sırta
taşınan kitaplar, köylerde gaz lambası ışığında tiyatro gösterileri,
Hacettepe Üniversitesi'nden taşıp Samanpazarı'nda düşman kovalamacalar,
Cunhuriyet Yurdu'nun yiğit devrimcilerinden dayak yemeler, Site Öğrenci
Yurdu'nda zeytin ekmek yerken girişilen Turan seferleri...
Bütün bir Türkiye'ye kitap ve dergi dağıtmaya zorlanan eski bir tuz
kamyoneti... Hele herbiri başlıbaşına bir roman konusu olan Devlet
Gazetesi'nin müdavimleri...
Kitaba baktıkça zaman zaman görüştüğüm
kişilerin "Vatan Kurtarma Yılları" panoramasında beliren biçimleri,
tavırları, dangalaklıkları, erdemleri bütün ayrıntılarıyla yeniden
diriliyor hatıralarımda. Bunları düşündükçe romanlarımdaki kişileri
işlerken "hiç kimsenin hayatı iki nokta arasında uzanan düz bir çizgiyi
izlemez," anlayışımın ne kadar yerinde olduğunu farkediyorum bir kere
daha.
Benim neslim bu kitapta sadece
kendisini bulmayacaktır eminin; okudukça her insan kendine ait yeni bir
sürümünü işleyecektir farkına varmadan.
Bence bu kitabı 80 öncesinin o iflah
olmaz devrimcilerine okutmanın bir yolunu bulmalı. Amerıkan uşağı,
faşist. kafatasçı, karşı devrimci diye gördükleri yerde yere serdikleri
milliyetçiler, ülkücüler hakkında, -özellikle şimdiki genç nesli göz
önünde bulundurarak- ne diyeceklerini öylesine merak ediyorum ki...